GARİP-ZEYCAN YILDIRIM FEN LİSESİ COGRAFYA SİTESİ
 
GARİP - ZEYCAN YILDIRIM FEN LİSESİ COGRAFYA SİTESİ
HOŞ GELDİNİZ  
  ANA SAYFA
  RESİMLERLE ATATÜRK
  GEZİLERİMİZ
  COĞRAFYA DÜNYASI
  FORUM
  BAĞLANTILAR
  Ziyaretçi defteri
  İletişim
  DUYURULAR
FORUM
=> Daha kayıt olmadın mı?

FORUM - EVRİM TEORİSİ Darwin AMCA

Burdasın:
FORUM => BİYO COĞRAFYA (CANLILAR COĞRAFYASI) => EVRİM TEORİSİ Darwin AMCA

<-Geri

 1  2 Devam -> 

OnnurHn-d
(şimdiye kadar 104 posta)
13.05.2008 15:46 (UTC)[alıntı yap]
Evrim kuramı insan aklının en önemli başarılarından biridir. Belki de en önemlisidir. Evrim kuramıevrim sayesinde maddenin 13.7 milyar yıllık serüveninde arada hiç bir boşluk kalmayacak şekilde değişim ve dönüşümünü gözleyebiliyor ve anlayabiliyoruz. Charles Darwin'in 1850'li yıllarda bilimsel bir temele oturttuğu kuram, o günden bu güne hiç bir bilimsel kurama yapılmayan ve belki de yapılmayacak olan eleştirilere ve acımasız saldırılara uğramıştir. Bu saldırılar günümüzde daha da artmıştır. Kökeni ABD'de bulunan evangelist bir hareketin başını çektiği ve üçüncü dünya ülkelerine ihraç etmek istediği evrim karşıtı, bilim dışı ve baştan sona safsatayla dolu olan yalanlar ve çarpıtmalarla kafa karışıklığı yaratılmak ve bir boşluk oluşturulmak istenmektedir. Oluşturulacak boşluğa kendilerini ve safsatalarını oturtmak istemektedirler. Bunun yansımalarını ülkemizde de görmek mümkündür. Bedava kitap kampanyaları ve internetten yayılan yoğun bir bilgi kirliliğiyle insanımızı kandırmaya ve bilimsel gerçeklerden koparmaya çalışmaktadırlar. Bilimden yana tavır alan insanlarımızın bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyoruz. İnsanlarımızın doğru ve güvenilir bilgilye ihtiyaçları olduğunu düşünüyoruz.

Yazıyaz Nedir, Evrim dosyasında bu ihtiyacı karşılayacak bir çalışma içindedir. Bu konuda bir çalışma grubu oluşturulmuş ve konu ile ilgili olarak bilim insanlarımızla ilişkiye geçilmiştir. Evrimin mekanizmaları olan mutasyon ve doğal seçilim bir yana, canlılığın yaklaşık dört milyarlık serüveni, inorganikten organiğe (cansızdan canlıya), hücre oluşumu, çok hücreli yaşam, çeşitlenme, sudan karaya çıkış, bitki ve hayvanların karalardaki evrimi, suyosunları, damarlı bitkiler, kara yosunları ve eğreltilerden itibaren günümüze gelen bitki yaşamı, aynı zamanda amfibiyenlerden sürüngenlere, kuşlara, memelilere kadar uzanan hayvansal yaşamın evrimi olabildiğince detaylı bir şekilde dosyamızda yer alacaktır. Jeolojik zamanlar, Kambriyen patlaması ve günümüzde, konuyla ilgili haberler de bu bölümün içinde değerlendirilecektir.

Bu bölümü daha da "zenginleştirmek" adına yazı, makale ve çeviri olarak katkı vermek isteyenler sitemizdeki iletişim kanallarını kullanarak bizimle ilişkiye geçebilirler. Ayrıca bu bölümü daha fazla kişinin görmesi ve bilgilenmesi adına sitelerinizde link vermeniz karanlığa karşı bir ışığın da sizler tarafından yakıldığı anlamıza gelecektir.

Hurafe toplumundan çıkabilmenin yolunun duyarlı ve bilimin yol göstericiliğine inanmış insanların ortak çabalarıyla gerçekleşeceğini düşünüyoruz.
OnnurHn-d
(şimdiye kadar 104 posta)
13.05.2008 15:52 (UTC)[alıntı yap]
Evrim Hakkındaki İlk Görüşler : Jean Baptiste Lamarck


Darwin, türlerin zamanla yeni türlere doğru değiştiğini –yani şuan söyleyebildiğimiz şekliyle hayatın evrimleştiğini – söyleyen ilk doğa bilimci değildi. 18. yüzyılda Buffon ve diğer doğabilimciler, hayatın yaratılıştan bu yana değişmemiş olmayabileceği fikrini ileri sürmeye başladılar. 1700lerin sonlarına kadar paleontologlar, değişmeyen bir doğa ile tezat oluşturan bir geçmiş resmini ortaya koyan Avrupa fosil koleksiyonlarıyla doluydular. Ve 1801’de Jean Baptiste Pierre Antoine de Monet adındaki Fransız doğabilimci, Şövalye Lamarck, büyük bir kavramsal adım attı ve gelişmiş bir evrim teorisi ileri sürdü.

Lamarck bilimsel kariyerine bir bitki bilimci olarak başladı fakat 1793’te bir omurgasız uzmanı olarak the Musee National d’Histoire Naturelle (Ulusal Doğa Tarihi Müzesi)’nin kurucu profesörlerinden biri haline geldi. Solucan, örümcek, yumuşakça ve diğer kemiksiz canlılar üzerindeki sınıflandırma çalışmaları çağının çok ötesindeydi.

Kullanma ve Kullanmamaya Bağlı Değişim
Zurafa



Lamarck, zürafaların uzun boyunlarının giderek daha uzun yapraklara ulaşmaya çalışmaları sonucunda evrildiğine inanmıştır.

Çalıştığı pek çok hayvanın benzerlikleri Lamarck’ı düşündürdü ve büyüyen fosil kayıtlarından etkilendi. Bütün bunlar ona hayatın değişmez olmadığını düşündürdü. Yaşam alanları değiştikçe, canlılar hayatta kalabilmek için davranışlarını değiştirmek zorundaydılar: “Eğer bir organı geçmişte olduğundan daha çok kullanmaya başlarlarsa, o organın yaşam süresi uzar. Eğer bir zürafa yapraklara uzanmak için boynunu uzatırsa, örneğin bir “sinir sıvısı” onun boynuna akıp onu uzatır. Yavrusu da bu uzun boynu kalıtsal olarak miras alır ve birkaç nesil sonra devam eden uzama boynu daha da uzan hale getirir. Bu arada canlının kullanmayı kestiği organlar ise küçülür.”



Karmaşıklaşan canlılar

Lamarck’ın günümüzde bu denli meşhur olmasının nedeni öne sürdüğü iki mekanizmadan yalnızca biridir: Canlılar çevrelerine uyum sağladıkça doğa da onları karşı konulmaz bir şekilde basit formlardan giderek karmaşıklaşan formalara doğru iteler. Buffon gibi Lamarck da canlılığın kendiliğinden oluşum ile başladığına inanıyordu. Yeni ilkel hayat formlarının yaşam tarihi boyunca türediğini; günümüz mikroplarının basitçe “ yeni yetmeler” olduğunu iddia etmiştir.


Karmasiklik


Doğal Süreçler Yoluyla Evrim

Lamack, Cuvier ve diğer pek çok günümüz doğa bilimcisi tarafından saldırıya uğramış ve alay edilmiştir. Onlar Lamarck’ı bilimsel temelde eleştirirken pek çoğu da yaptığı işlerin teolojik içeriğinden rahatsız olmuştu. Lamarck, canlılığın günümüzdeki halini mucizevi müdahaleler yoluyla değil doğal süreçler sonucunda kazandığını ileri sürmüştür. İngiliz doğa bilimcileri özelinde bakıldığında kendileri doğal teolojinin etkisi altındaydılar ki bu ürkütücüydü. Onlar, doğanın, Tanrı’nın müşfik tasarımının bir yansıması olduğuna inanıyorlardı. Onlara göre Lamarck, kör ilkel güçlerin sonuçlarını iddia ediyormuş gibi görünüyordu. Lamarck , bilim camiasından uzak kalarak sefalet ve meçhullük içinde 1829’da vefat etti.

Fakat evrim kavramı onunla birlikte ölmedi. Fransız doğa bilimci Geoffroy St. Hilaire 1820lerde evrimsel değişimin farklı bir yorumunu savunacak, İngiliz yazar Robert Chambers 1844’te çok satan bir evrim iddiasını kaleme alacaktı: Doğal Yaratılışın İzleri . Ve 1859’da Charles Darwin Türlerin Kökeni’ni yayımlayacaktı.

Darwin’den Farkı

Darwin’in asıl iddiası pek çok açıdan Lamarck’ınkinden farklıdır. Darwin, yaşam tarihi boyunca karmaşıklığa doğru giden bir hattı kabul etmemiştir. Karmaşıklığın, temelde nesilden nesile yerel koşullara uyum sağlayan hayatın sonucu olarak ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Ayrıca, türlerin yeni formlara dönüşmekten ziyade yok olabileceğini de öne sürmüştür. Fakat Darwin çoğunlukla Lamarck ile aynı evrim kanıtlarına dayanmıştır (yetiştiricilikte yapay seçilim ve işlevini kaybetmiş yapılar gibi). Ve Darwin, hata yaparak, bir canlının yaşam süresi içinde edindiği değişikliklerin onun yavrusuna geçebileceğini kabul etmiştir.
OnnurHn-d
(şimdiye kadar 104 posta)
13.05.2008 15:54 (UTC)[alıntı yap]
Darwin - Wallace Tarafından Temeli Kurulan Doğal Seçilim Kuramının Ana Hatları
Bu kuram ana hatlarıyla iki gerçeği, üç varsayımı ortaya çıkarmıştır.

Gerçekler:

1. Tüm Canlılar, ortamdaki sayılarını koruyacak matematiksel oranların üzerinde çoğalma eğilimindedir. Elemine edilen bireylerle bu fazlalık azaltılır ve populasyonların dengede kalması sağlanır. Doğal koşullar sabit kaldıkça bu denge korunur.

2. Bir türe ait populasyonlardaki bireylerin kalıtsal özelliği birbirinden farklıdır. Yani canlı populasyonlarının hepsi varyasyon (=Çeşitlilik) gösterir. Darwin ve Wallace, bunun nedenini tam anlayamadılar ve varyasyonların canlıların iç özelliği olduğunu varsaydılar. Bugün bu varyasyonların mutasyonlar ile oluştuğu bilinmektedir.

Varsayımlar:

1. Ayakta kalan bireylerin sayısı, başlangıçta meydana gelenlerden çok daha az olduğuna göre, ayakta kalabilmek için canlılar arasında karşılıklı, besin, yer vs. için, savaşım, ayrıca sıcaklık, soğukluk, nem vs. gibi doğal koşullara karşı bir mücadele vardır. Bu savaşım ve mücadele bir ölüm kalım kavgasıdır. Gerek besin ve yer gereksinmesi aynı olan canlı türleri arasında ve gerekse normalden daha fazla sayıda bireyle temsil edilen populasyonlardaki aynı türe bağlı bireyler arasında, yani doymuş populasyonlarda bir yaşam kavgası vardır. Bu görüş ilk defa Malthus tarafından ortaya atılmıştır ''Yaşamak için Savaş''

2. İyi uyum yapacak özellikleri (=Varyasyonları taşıyan bireyler, yaşam kavgasında, bu özellikleri taşımayan bireylere karşı daha etkili bir savaşım gücü göstereceğinden, ayakta kalır, gösteremeyenler ise yok olur. Böylece bulunduğu bireye o koşullara en iyi uyum yapabilecek yeteneği veren özellikler, gelecek döllere kalıtılmış olur. Bu varsayımın anahtar cümleciği ''Biyolojik Olarak En İyi Uyum Yapan Ayakta Kalır'' dır.

3. Bir bölgedeki koşullar diğerlerinden farklı olduğundan, özelliklerin seçimi de her bölgede, koşullara göre farklı olur. Çevrede meydana gelecek yeni değişiklikler, tekrar yeni uyumların meydana gelmesini sağlar. Birçok döl boyunca meydana gelecek bu tip uyumlar, daha doğrusu doğal seçilim, bir zaman sonra, atasından tamamen değişik yeni bireyler topluluğunun ortaya çıkmasını sağlar ''Uyumsal Açılım'' Farklılaşmanın derecesi, eskiyle yeni populasyonlardaki bireyler biraraya getirildiğinde çiftleşemeyecek, çiftleşse dahi verimli döller meydana getiremeyecek (Üreyemiyen, Kısır) düzeye ulaşmışsa, artık bu iki populasyon iki farklı tür olarak değerlendirilir. Bir ata populasyondaki bir kısım bireyler, taşıdıkları varyasyon yetenekleriyle herhangi yeni bir ortama uyum yaparken, diğer bir kısmı da taşıdığı farklı varyasyonlar nedeniyle daha değişik bir ortama uyum yapabilir. Böylece uyumsal açılım ortaya çıkar. Bununla beraber, bitkiler ve hayvanlar, yaşam kavgasında, bulunduğu koşullarda, yararı ya da zararı olmayan diğer birçok varyasyonu da meydana getirebilir ve onları daha sonraki döllere aktarabilir. (bugün bilinen nötral mutasyonlar)



Darwin'in kuramı o kadar akla yatkın ve okadar kuvvetli kanıtlarla desteklendi ki, birçok biyolog onu hemen kabul etti. Daha önceki varsayımlar, yararsız organların ve yapıların neden meydana geldiğini bir türlü açıklığa kavuşturamamıştı. Bugün, türler arasında görülen birçok farkın, yaşam savaşında hiç de önemli olmadığı bilinmektedir. Fakat bu küçük farkları meydana getiren genlerdeki herhangi bir değişiklik, yaşam savaşında büyük değerler taşıyan fizyolojik yapısal değişikliklerin meydana gelmesine neden olabilir. Uyumsal etkinliği olmayan birçok özelliği meydana getiren genler, kromozomlar içinde yaşamsal öneme sahip özellikleri meydana getiren genlerle bağlantı halinde olabilir. Bu durumda bu varyasyonlar elenmeden gelecek döllere aktarılabilir. Bu uyumsal etkinliği olmayan genler, bir populasyonun içerisinde gelecekteki değişikliklerde kullanılmak üzere, ya da genetiksel sürüklenmelerde kullanılmak üzere fikse edilmiş olarak bulunur.

Evrim Kuramına Bilimsel İtirazlar

Belki insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri uygulanmakta olan öğretim ve eğitim yöntemleri, belki dini inançların etkisi, belki de insanın doğal yapısı, insanın, yeniliklere karşı itirazcı olmasına neden olmuştur. Bu direniş, en fazla da, tam olmayan kanıtlarla desteklenmekte olan Evrim Kuramı'na yapılmıştır ve yapılmaktadır. Özellikle dogmatik düşünceye yatkın olanlar, bu karşı koymada en önemli tarafı oluşturur. Bununla beraber son zamanlarda, birçok aydın din bilimcisi de dahil olmak üzere, iyi eğitim görmüş toplumların büyük bir kısmı, Evrim Kuramı'na sahip çıkmaktadır.

Evrim Kuramı'na Darwin'den beri bilimsel karşı koymalar da olmuştur. Özellikle varyasyonların zamanla populasyonlardan kaybolacağı inancı yaygındı. Çünkü bir varyasyona sahip bir birey, aynı özellikli bireyle çiftleşmediği takdirde, bu varyasyonun o populasyondan yitirileceği düşünülmüştü. Populasyon genetiğinde, çekinik özelliklerin, yitirilmeden kalıtıldığı bulununca, itirazların geçerliliğide tümüyle kaybolmuş oldu. Darwin, Pangeneze, yani anadan ve babadan gelen özelliklerin, bir çeşit karışmak suretiyle yavrulara geçtiğine inanarak, hataya düşmüştü. Eğer kalıtsal işleyiş böyle olsaydı, iyi özelliklerin yoğunluğu gittikçe azalacaktı ve zamanla kaybolucaktı. Halbuki, bugün, özelliklerin, sıvı gibi değil, gen denen kalıtsal birimlerle kalıtıldığı bilinmektedir.

ikinci önemli karşı koyma, bu kadar karmaşık yapıya sahip canlıların, doğal seçilimle oluşamayacağıydı. Çünkü canlının, hatta bir organın oluşması, çok küçük olasılıkların biraraya gelmesiyle mümkündü. Fakat canlıların oluşmasından bugüne kadar geçen uzun süre ve her bireyde muhtemelen ortaya çıkan küçük değişikliklerin, yani nokta mutasyonlarının, zamanla gen havuzunda birikmesi, sonuçta büyük değişikliklere neden olabileceği hesaplanınca, bu karşı koymalar da kısmen zayıflamıştır

Üçüncü bir karşı koymaya ise yanıt vermek oldukça zordur. Karmaşık bir organ yarar sağlasa da, birden bire nasıl oluşabilir? Örneğin omurgalılarda, gözün birçok kısımdan meydana geldiği bilinmektedir. Yalnız başına bir kısmın, herhangi bir işlevi olamaz. Tümü biraraya geldiği zaman görme olayı sağlanabilir. O zaman değişik kısımların ya aynı zamanda, birden meydana geldiğini varsaymak gerekiyor - bu populasyon genetiği açısından olanaksızdır - ya da yavaş yavaş geliştiğini herhangi bir şekilde açıklamak gerekiyor. Bir parçanın gelişmesinden sonra diğerinin gelişebileceğini savunmak anlamsızdır; çünkü hepsi birlikte gelişmezse, ilk gelişen kısım işlevsiz olacağı için körelir ya da artık organ olarak ortadan zamanla kalkar. Bununla beraber, bu tip organların da nokta mutasyonların birikmesiyle, ilkelden gelişmişe doğru evrimleştiğine ilişkin kanıtlar vardır.(bakınız. Sphenodon'da pariyetal göz, Amphitretus'da teleskopik göz)


Sphenodon'da pariyetal göz. 1. Mercek, 2. Retina, 3. Sinir ve 4. Arter (Kosswig'den)

Mercekli gözün gelişimi; omurgalılarda (üstte) ve kafadanbacaklılarda (altta). 1. Ara beyin, 2. Mercek taslağı, 3. Göz çukuru, 4. Epidermis, 5. Mercek baloncuğu, 6. Pigment epiteli, 7. Retina, 8. Göz sapı, 9. Göz balonu, 10. Iris, 11. Kirpik, 12. Kirpikli cisim, 13. Sinir hücresi, 14. Kornea, 15 ve 16. Kutikular merceğin her iki kısmı (Kühn'den)


Evrim Kuramı'nda dördüncü karanlık nokta, fosillerdeki bazı eksikliklerdir. Örneğin, balıklardan amfibilere, amfibilerden sürüngenlere, sürüngenlerden memelilere geçişi gösteren bazı fosiller bulunmakla beraber (bazıları canlı olarak günümüzde hala yaşamaktadır), tüm ayrıntıyı verebilecek ya da akrabalık ilişkilerini kuşkusuz şekilde aydınlatabilecek, seri halindeki fosil dizileri ne yazık ki bazı guruplarda bulunamamıştır... bununla beraber, zamanla bulunan yeni fosiller , Evrim kuramın'daki açıklıkları kapatmaktadır.

Bu başlık altindaki yazılar Prof.Dr.Ali Demirsoy'un Yaşamın Temel Kuralları adlı serisinden alınmıştır.
sfl
(şimdiye kadar 36 posta)
17.05.2008 19:08 (UTC)[alıntı yap]
1-Bilimsel görüş ve düşüncelerimizi açıklarken kaynak gösterelim.
2-Birbirimizi,kişi ve kurumlarımızı eleştirmeyelim.
3-kendi aramızda konuşma niteliğindeki yazılarımızı görüşme-konuşma bittiğinde silelim.
Özen göstereceğinizi umuyor,
Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
oguzhaneren
(şimdiye kadar 40 posta)
19.05.2008 09:24 (UTC)[alıntı yap]
Paylasım için saol



Bütün konular: 102
Bütün postalar: 216
Bütün kullanıcılar: 62
Şu anda Online olan (kayıtlı) kullanıcılar: Hiçkimse crying smiley
 
Saat  
   
Bugün 12 ziyaretçi (28 klik) buradaydı
Hoşgeldiniz Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol